Türkoğlu Anadolu Lisesi
  MÜBADELE
 

 

ÖZET
                Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi , 1923 yılında Lozan Antlaşması'na ek protokol uyarınca Türkiye'deki Rumların Yunanistan'a, Yunanistan'daki Müslümanların Türkiye'ye zorunlu göçü sürecine verilen addır. Mübadelede 1,500,000 ila 2,200,000 Rum Yunanistan'a, 350,000 ila 500,000 Türk Türkiye'ye göçmüştür.
                    Mübadelenin amacı, temelde, yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal yapısını, geçirmiş olduğu tarihsel zorluklar ve acıları göz önüne alarak aynı ırktan olaşan bir yapıya kavuşturmaktı.  Ortak etnik kökene ve ortak kültüre sahip olan iki toplumun bir araya getirilmesi, homojen bir yapı oluşturmaya hizmet etmişti. Farklı coğrafyalarda yaşamış bu iki toplumun beraberlerinde getirdikleri farklı deneyimleri paylaşmalarının yolunu da açmıştır.
              Kahramanmaraş, 1923 tarihindeki Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi sürecine tanıklık eden önemli illerden biridir. Mübadelenin Kahramanmaraş toplumsal hafızasındaki yeri, gelenler açısından olumlu olmuştur. Mübadele öncesinde Kahramanmaraş’ta Türk/Müslüman bir homojen bir toplum yapısı vardır.
 Mübadiller Kahramanmaraş’a, İzmir üzerinden Mersin limanına, Selanik ve civarından gelmişlerdir. Kahramanmaraş’ta yerleşilen yerler ise; Kahramanmaraş Merkez, Elbistan, Göksun şeklindedir. Mübadillerin sayısına ilişkin tam kesinlik söz konusu değildir.
               Ancak kimi çalışmalarda geçen rakam, Kahramanmaraş’a toplam 307 aile ve 1143 kişi yerleştirildiği seklindedir.
                Balkanlardan Anadolu’ya gelen Müslümanlar büyük oranda çiftçilikle geçinen kesimdi. Bu da, toprak dağıtılmasında büyük bir sorun teşkil etmişti. Bu bakımdan Kahramanmaraş şanslı bir ildi. Kahramanmaraş’ın yapısı itibariyle çiftçilerin ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olması, buraya yerleşen mübadiller için olumlu olmuştur. 
                   Mübadele sonrası, mübadillere verilmiş taşınmazların mübadelede belirtilenden az olması ve Mahkeme ile sonuçlanan sürtüşme ve tartışmaların yanında, arazi hububat dağıtımında da bazı usulsüzlükler görülmüştür. Beğenmedikleri için yerlerini değiştirenler de olmuştur. Uyum konusunda da küçük olumsuzluklar doğduysa da Kahramanmaraş bu süreci diğer bölgelere göre daha az sorunla atlatmıştır.
 
 
 
 
YÖNTEM
               Projeyi hazırlama aşamasında izlediğimiz yöntemler; bilimsel çalışma yöntemleri ve sözlü tarih çalışması yöntemleridir. Bu yöntemler birlikte yapılarak amaca ulaşılmaya çalışıldı. Araştırma konusu hakkında kaynak taraması yapıldı..Böylece konumuz hakkında neler yazıldığını öğrenmek amacıyla bize yardımcı olabilecek internet siteleri,eski gazeteler, konuyla ilgili kitaplar ,haritalardan faydalanıldı. Her bireyin yaşam deneyimi, hakkında söyleyeceği ve başkalarıyla paylaşacağı ilginç ve önemli şeylerin olmasından dolayı, sözlü tarih çalışması yapıldı.Sözlü tarih çalışması ümidi kırılmış, anılarla yaşayan insanlarda, geçmiş hakkında konuşma, yaşama ilişkin cesaret ve ilginin yeniden canlandırılmasını sağlar.Bu nedenle olayı yaşayan ve yaşananları bilenler ile görüşmeler yapıldı. Anlatılanlardan karşılaştırmalar ve tespitler yapılmış, konu hakkındaki yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen veriler, bir araya getirilerek çalışmamız tamamlanmıştır.
 
PROJE RAPORU
 
 
              PROJE ADI
MÜBADELENİN KAHRAMANMARAŞ’A EMANETLERİ SELANİK GÖÇMENLERİ
 
 
           PROJENİN AMACI
          
         Kahramanmaraş mübadilleriyle ilgili bir unutulmuşluk bir görmezlik var. Projemiz Kurtuluş Savaşı sonrası Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi'nde Selanik ten Kahramanmaraş’a gelenleri ele alıyor. Dağları denizleri aşıp gelen mübadillerin yeni topraklarına nasıl yerleştiklerini ve yeni ülkeye nasıl uyum sağladıklarını araştırıyor. Kahramanmaraş’ın bu olağanüstü zor işin altından kalkıp kalkamadığını soruştururken bir insanlık dramını yansıtmayı aynı zamanda yakın tarihimizi ve Kahramanmaraş mübadillerini bilimsel olarak araştırmak, belgelemek ve mübadillerin geride bıraktıkları insanlık mirası ve kültür varlıklarını korumak ve tanıtmak.  
 
                   YÖNTEM
               Projeyi hazırlama aşamasında izlediğimiz yöntemler; bilimsel çalışma yöntemleri ve sözlü tarih çalışması yöntemleridir. Bu yöntemler birlikte yapılarak amaca ulaşılmaya çalışıldı. Araştırma konusu hakkında kaynak taraması yapıldı..Böylece konumuz hakkında neler yazıldığını öğrenmek amacıyla bize yardımcı olabilecek internet siteleri,eski gazeteler, konuyla ilgili kitaplar ,haritalardan faydalanıldı. Her bireyin yaşam deneyimi, hakkında söyleyeceği ve başkalarıyla paylaşacağı ilginç ve önemli şeylerin olmasından dolayı, sözlü tarih çalışması yapıldı. Sözlü tarih  çalışması ümidi kırılmış, anılarla yaşayan insanlarda, geçmiş hakkında konuşma, yaşama ilişkin cesaret ve ilginin yeniden canlandırılmasını sağlar.Bu nedenle olayı yaşayan ve yaşananları bilenler ile görüşmeler yapıldı. Anlatılanlardan karşılaştırmalar ve tespitler yapılmış, konu hakkındaki yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen veriler, biraraya getirilerek çalışmamız tamamlanmıştır.
 
                
 
 
 
 
GİRİŞ

Türklerin sosyal hayatında “göç” olgusunun, Ergenekon’dan çıkıştan itibaren sürekli batıya doğru olduğu aşikardır. Göçler,  genellikle yeni yurt edinmek isteği,  kardeş kavgaları ya da düşman istilalarından korunma amacı ve bazen de tabii afetler sebebiyle gerçekleştirilmiştir.
Ama bu göç başka… içinde gönülsüzlük, acı, keder, gam, üzüntü, yas… hepsi var. bu göç, anavatana yapılan tek gönülsüz harekettir.
                  Göçmen kuşlar gibi değildi onların göçleri. Onlar Selanik’ten göçtüklerinde, bir daha hiç geri dönemeyenlerdendiler. Doğdukları toprakları, evlerini, çok sevdikleri komşularını ve en önemlisi hayallerini, yaşamlarını, tatlarını ve daha bir çok şeyleri bırakıp da gelmişlerdi. Ayrılırken gözleri yaşlıydı ama mecburdular ve gitmek zorun dalardı her şeylerini geride bırakıp. Sadece çocuklarını ve birkaç parça eşyalarını alabilmişlerdi ellerine. Onlar, gidecekleri yerde bir yabancıydı çünkü aynı dili konuşsalar da; bir başka memleketteydiler, aynı memleketin çocukları olsalar da.  Hiçbir zaman dönmeyeceklerdi.
                     Kahramanmaraş’a yerleştirilen mübadiller yerel ağızlarıyla şöyle diyebilirler:  ”Maraş niireyedür bea”    Ama gelir  bir gün birilerini yüreğiyle beraber söker, alır götürür bu illerden. Bu topraklara Rumeli’den yapılan bir zorunlu hicretin (mübadele) yankıları, bugün bile devam etmektedir.
                1924’te Kahramanmaraş merkez Elbistan, Afşin ve Göksun ilçeleriyle Maraş’ın Ilıca kasabası civarına ve özellikle Zeytin’e yerleştirilir mübadiller. İşte o mübadillerin torunları, 88 yıldan bu yana, yeni topraklarını yani Maraş’ı vatan bilirler. Gurbet hikâyeleri, her zaman geceleri çocuklarına torunlarına masal gibi anlatıldı. Bu acı hikâyeler sonraki kuşakların yüreğinde bir yer bulur. Gün gelir, akmak ve başka gönüllerde yankılanmak ister. İşte bu çalışmamızın amacı, gurbet hikâyelerinin acı şerbetini size de içirmektir. Selanik’ten Türkiye’ye gelen mübadele göçmenleri, üçüncü kuşaklarını yaşamalarına rağmen, “orada olsaydık nasıl olurdu?” sorusuyla yaşamaktadırlar ama şundan da emindirler: Burada sıkıntıları yok, içinde bulundukları çevre, bütünüyle güvenli, hepsi mutlu onlar Kahramanmaraş’a katkılar sunmaktadırlar. Kahramanmaraş ta onlara katkı sunmaktadır. Burada Yüzler aydınlık,  genellikle huzur ve sükûnet hâkim.  İzzet ikram da var, sanki Maraş kendilerinin, dükkânları dolup taşıyor.  Siz muhacirsiniz diyen yok.   Halk kendilerine sempati besliyor, ilerisi için bir problem de görmüyorlar...  Çünkü onlar artık Maraşlı!
 



 
 
                MÜBADELE SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI

              Türkiye’nin diğer Batılı devletler gibi tam bağımsızlık ve eşitlik statüsünü kazandığı yer,  Lozan olmuştur. Lozan Barış Konferansı (20 Kasım 1922-24 Temmuz 1923) sonucu Türkiye, eşitliğini ve egemenliğini bütün dünyaya kabul ettirmiştir.
               Lozan Barış Konferansı’nın ortaya çıkardığı siyasi metinlerden biri de “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol”dür. Bu sözleşme ile gerçekleştirilen mübadele sırasında yaklaşık olarak 350.000 Müslüman Türk ile 200.000 Hıristiyan Rum, yaşadıkları yerleri terk etmek durumunda kalmışlardır. Mübadele, sözleşmenin imzalanmasından kısa bir süre sonra başlamış ve her iki ülke için de yıllarca sorun oluşturmuştur.
                Mübadele konusu, Ülke ve Askerlik Sorunları Komisyonu’nun 1 Aralık 1922 tarihli oturumunda görüşülmeye başlanmıştır. Bundan önceki oturumlarda, savaş sırasında yurtlarını terk eden Rumların ve Türklerin durumları söz konusu edilmişse de bunlar daha çok Yunanistan’ın Doğu Trakya ve İzmir üzerindeki iddiaları ile ilgilidir. Yunanistan temsilcisi Venizelos, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914 yılının ilk aylarında Küçük Asya ve Doğu Trakya’dan 450.000 Rum’u zorla sınır dışı ettiğini daha 22 Kasım 1922 günlü oturumda dile getirmiş ve ilk kez “mübadele” sözcüğünü de kullanmıştır. Venizelos’a göre, sınır dışı etmelere bir çözüm bulmak için, mübadelenin, kendisi ile Osmanlı sadrazamı arasında görüşülmesi kararlaştırılmıştı. Brüksel’de yapılması planlanan görüşme, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması yüzünden gerçekleştirilememiştir.
           Bir yandan savaş sırasındaki göçler ve yakıp-yıkmalar, öte yandan “halkların içice girmişlikten kurtarılmasının barışın kurulmasını sağlayabileceğine” olan inanç, mübadeleyi gerekli kılmaktaydı. Mübadele, aynı zamanda etnik yer değiştirmeler sonucu ortaya çıkan ekonomik sorunların çözümlenebilmesinin yolu olarak da görülmekteydi.
            Mübadele, Lozan’da sadece Türkiye ve Yunanistan’ın isteği ile olmamıştır. Konferansa katılan diğer ülkeler de yukarıda sayılan sorunların çözüm yolunu mübadelede görmekteydiler.
                1 Aralık 1922 tarihli oturum, tümüyle mübadele sorununun görüşüldüğü bir oturum olmuştur. İlk olarak Dr. Nansen nüfus mübadelesi konusundaki görüşlerini ve önerilerini açıklamıştır. Dr. Nansen’in oturuma katılması ve görüş bildirmesi de İngiliz temsilci Lord  Curzon’un çağrısı üzerine gerçekleşmiştir. Milletler Cemiyeti’nin 1919’da oluşturduğu Uluslararası Muharecet Komisyonu’nun başkanlığını da yapmış olan Dr. Nansen’in görüşleri, konunun uzmanı olması bakımından önem taşımaktadır.
                Dr. Nansen, Türkiye ile Yunanistan arasında, geciktirilmeden bir mübadele yapılmasını isteyen “dört büyük devletin İstanbul’daki temsilcilerinden” çağrı aldıktan sonra, konu ile ilgili olarak temaslarda bulunduğunu belirtmektedir. Türk ve Yunan makamlarıyla görüşen Nansen, her iki ülkenin de mübadeleyi istedikleri sonucuna varmıştır. Nansen’e göre mübadelenin ortaya çıkaracağı bir çok soruna karşılık (kimlerin mübadele edileceği, mübadillerin bırakacağı malların değerinin tespiti, tazminat ödemeleri vb.) sağlayacağı yararlar bu aşamada daha fazladır. Savaş dolayısıyla çok sayıda insan zaten yer değiştirmiştir. Bu durum her iki ülkeye de ağır ekonomik zorluklar yüklemektedir. Yunanistan’a göç etmiş bir milyona yakın Rum’un varlığı bile mübadelenin hem ekonomik hem de insani yönünü göstermektedir. Bu yer değiştirmeler nedeniyle, Türkiye’de işlenebilecek durumdaki tarım arazileri işlenememektedir. Mübadelenin geciktirilmeden gerçekleştirilmesi durumunda hem bu sağlanmış olacak, hem de Yunanistan’a sığınan göçmenleri yerleştirme olanağı doğacaktır .
               Dr. Nansen, Türk-Yunan mübadele antlaşması için daha önce uygulanan Bulgar-Yunan antlaşmasının örnek alınmasını önermiştir. Bu antlaşmada bir takım değişikliklerin yapılmasıyla iki ülke arasındaki mübadele de başarıyla yürütülebilir. Dr. Nansen’e göre mübadele antlaşması genel hükümleri kapsamalıdır; ayrıntılarla ilgili özel yönetmeliklerin hazırlanması, oluşturulacak Karma Komisyon’a bırakılabilir 14 . Bu Karma Komisyon’da her iki ülkenin birer temsilciyle, Milletler Cemiyeti Meclisi’nce atanmış iki temsilciden oluşmalıdır. Bulgar-Yunan mübadelesinde uygulanan bu yöntemle mübadele, başarıyla yürütülmüştür.
              Dr. Nansen bu önerisiyle Milletler Cemiyeti’ni işin içine sokmuş oluyordu. Oysa bu cemiyete TBMM hükümeti henüz üye değildir. Dolayısıyla Milletler Cemiyeti’nin devreye sokulması Türk Temsilcileri rahatsız etmiştir. Bundan dolayı İsmet Paşa, Dr. Nansen’in raporunu, “bir özel kişinin raporu saydığını” belirtmiştir. 15 Türk görevlileriyle Dr. Nansen’in Konferans öncesinde yaptığı görüşmelerin bir sonuca ulaşamamasını da buna kanıt olarak göstermiştir.
                    İsmet Paşa, mübadele sorunu ile azınlıklar sorununun birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, Ülke ve Askerlik Sorunları Komisyonu iki sorunun birbirine bağlı olduğunu kabul ederse mübadele konusunda Türk Temsilci Heyetinin görüşlerini açıklayacağını söylemiştir. İsmet Paşa’ya göre bu sorunun görüşülmesi için henüz erkendir; bundan dolayı Türk tarafı mübadele konusundaki görüşlerini daha sonraki oturumlarda açıklayacaktır.
              Yunanistan Temsilcisi Venizelos ise özellikle ekim mevsimi geçmeden mübadelenin başlaması gerektiği görüşündedir. Israrlı tutumlar karşısında İsmet Paşa, mübadele konusundaki Türk tarafının görüşlerini genel hatlarıyla açıklamak durumunda kalmıştır. Öncelikle Doğu Trakya’nın 30 Kasım’da teslim edilmesinden dolayı boşaltılmış köylerin kaç kişi barındırabileceğini tespit etmenin hemen olamayacağını belirtmiştir. Anadolu’da binlerce evsiz-barksız Türk vardır. En azından şimdilik, Yunanistan’daki Müslümanlar evlerinde oturmaktadırlar. Bu nedenle, bir mübadele yapılacaksa bu, İzmir ve İstanbul’u da içine almak koşuluyla bütün Rum nüfusunu kapsamalıdır.
              Yunanistan’ın mübadele konusundaki en önemli ısrarı mübadelenin isteğe bağlı olarak gerçekleştirilmesi olmuştur. Bunun en önemli gerekçesi de Birinci Dünya Savaşından beri Yunanistan’a sığınan bir milyona yakın göçmendir. Yunanistan bu göçmenler nedeniyle zaten zor bir duruma düşmüştür. Ayrıca Türkiye sınırları içinde kalan Rumların da zorunlu mübadele ile Yunanistan’a göçmesi, altından kalkılamayacak kadar ağır bir yük getirmektedir. Venizelos’a göre “böyle bir sınır dışı ediş, benzeri görülmemiş siyasal, ekonomik ve sosyal bir yıkım” demektir.
              İngiliz temsilci Lord Curzon da mübadelenin zorunlu olması taraftandır. Bu görüşünü de mübadelenin bir an önce yapılmasındaki gerekliliğe bağlamaktadır. Mübadelenin gönüllü olması durumunda bunun aylar alabileceğinden endişe duymaktadır.
            Mübadelenin zorunlu olması fikrini destekleyen Curzon, İstanbul’daki Rumların bunun dışında tutulması gerektiğini söylemektedir. Çünkü Curzon’a göre “bu Rum nüfusun sınır dışı edilmesi, Türkiye’nin kendisi için de ekonomik ve endüstriyel bir kayıp olacaktır” .
             480.000 kadar Yunanistanlı Müslüman Türkiye’ye getirildi ve ülkenin değişik yörelerine yerleştirildiler. Bu göçün, daha doğrusu göç ettirme olayının kendine özgü yanları vardı: Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 850.000 kadar Anadolulu Rum, firari Yunan askerleriyle birlikte Yunanistan’a kaçmış ve orada büyük toplumsal ve ekonomik sorunlara neden olmuşlardı. Savaşın yenilgisinin psikolojik etkilerini yoğun olarak üzerinde taşıyan bu kızgın kitleler, Türklere akıl almaz baskılar yapıyorlardı. Sonuçta Lozan görüşmelerinde bu sorunları çözüme kavuşturmak için mübadele anlaşması yapıldı ve o zamanki Seyr-i Sefain İdaresi’ne ait vapurlarla, Batı Trakya dışındaki Yunanistanlı Müslümanlar, Türkiye’ye getirildiler.
            Bu göçün en önemli özelliği, isteğe bağlı değil, zorunlu olmasıydı. Yani kitleler, göç etme yolunda gönül rızaları olmasa da, zorunlu olarak karşı tarafa göç ettirilmişlerdi. O tarihlerde Türkiye savaştan yeni çıkmış bir ülkeydi. Zaten geri kalmış bir tarım toplumunda, bin bir türlü sorunlar ve yetersizlikler yaşanırken, önce 1.200.000 Anadolu ve Doğu Trakya Rum’unun Türkiye’den ayrılmasıyla büyük boyutlu ekonomik sıkıntılar yaşanırken, bir de buna sayısı yarım milyona ulaşan, büyük ölçüde varını yoğunu Yunanistan’da bırakarak en başta çoluk-çocuğunun ve kendinin canını kurtarma amacında olan Yunanistan’dan göç ettirilmiş Türk-Müslüman kitlenin yerleştirilmesiyle ilgili sorunlar eklenmişti. O tarihlerde Türkiye nüfusu on-on bir milyon kadardı. Büyük savaşların yükünü yıllardır omuzlarında taşımış bu halk bir de yarım milyonluk bir kitlenin barınma, beslenme, sağlık, üretici duruma getirilme gibi sorunlarını yüklenmek zorunda kalmıştı. Bu göç eden kitleye, Rumlardan arta kalan taşınır ve taşınmaz malların verilmesi düşünülmüş; hatta Lozan’da konuyu ilk kez bir raporla gündeme getiren Dr. Nansen’in ve onu destekleyen İngiltere’nin, karşı tarafta bulunan terk edilmiş malların, yerleştirme işlerini kolaylaştıracağı biçiminde oluşturulmuştu. Bu ilk bakışta doğru bir yaklaşım gibi görünebilir. Öyle ya! Düz bir mantıkla, 1.200.000 kişinin terk ettiği mal varlığı nasıl olsa Türkiye’ye getirilen yarım milyon insanın yerleştirilmesini karşılar diye düşünülebilir. Oysa tarihsel gerçeklerin dayattığı koşullar hiç de buna olanak vermiyordu. Bir kere, Rumların Türkiye’de iken yaşadıkları önemli yerleşim merkezleri, Yunan ordusunca, yenilginin arkasından çekilirlerken yakılıp-yıkılmıştı. Örneğin Batı Anadolu’nun kentleri, kasabaları ve köyleri büyük ölçüde bu yakılıp yıkılmadan paylarını almışlardı. Aynı şek, Kuzey Anadolu için de geçerliydi. Çünkü Pontus çeteleri, Kurtuluş Savaşı boyunca bu yörede büyük bir yıkıma neden olmuşlardı. Örneğin, dönemin resmi makamlarının verdiği bilgiye göre, Türkiye’yi terk eden Rumlardan büyük bir olasılıkla 200.000-250.000 ev kalması gerekirken, yanıp yıkılanların dışında kalan ev sayısı 100.000 kadardı. Bunların da büyük kısmı onarıma gereksinim olan evlerden oluşuyordu.
                 Nitekim bu sorunlar, Mübadil Türklere barınacakları ev, işleyebilecekleri bağ-bahçe dağıtılırken büyük oranda kendisini gösterdi. Oluşturulan Muhtelit Mübadele Komisyonu, Türklerin Yunanistan’da kalmış mallarının oranını ve altın lira üzerinden değerini kaydetmekteydi. Eğer göçmen daha Yunanistan’dan ayrılmamışsa bu kayıtlar onun kendisinin yanında yapılıyordu; yok eğer Yunanistan’daki baskılara dayanamayıp ayrılmak zorunda kalmışsa, bu kez onun arkası sıra yapılıyordu. Dört nüsha olarak oluşturulan bu mal beyannamelerinin bir nüshası göçmenin kendisine, birisi gittiği ülke temsilciliğine, birisi ayrıldığı ülke temsilciliğine veriliyor; bir nüshası da komisyonun kendi arşivinde kalıyordu. Güya göçmen bu beyanname ile karşı tarafa göç ettiğinde, uyrukluğunu kazandığı yeni ülkenin hükümetinden, ayrıldığı ülkede bıraktığı malların değerinde mal alabilecekti. Oysa bu büyük ölçüde gerçekleşemedi. Bunun en önemli nedeni, az önce de vurgulandığı gibi, Rumlardan kalan malların yağmalanması, ilgisiz kişilerin düzmece belgelerle bu malların önemli bir kısmının mülkiyetini üzerlerine almalarıydı. Ayrıca, Yunanistan’da bırakılan mallara eşdeğerde bu insanlara mal verilmesi de mümkün olmuyordu. Üstelik, pek çok göçmen, komisyon kendi yörelerine gelmeden baskılar nedeniyle Yunanistan’dan ayrılmak zorunda kaldıkları için, ellerinde Türk Hükümeti’nden mal-mülk isteyecek bir resmi kayıt bulunmuyordu. Türk Hükümeti de, bir anlamda ihtiyatlı davranmak üzere, mal dağıtımını bir anda yapmadı ve zamana yayarak gerçekleştirdi.
         Ortalama beş kişilik bir çiftçi göçmen ailesine verilecek arazi ve yemiş veren ağaçlar, türü ne ve değerine göre şu biçimde dağıtıldı:

1- Araziler: “Alâ, evsat ve edna” (yüksek, orta, düşük) nitelikli topraklar olmak üzere üçe ayrılmıştır. Birinci derecede verim gücüne sahip tarım arazisi olarak benimsenen ‘Alâ araziden, beş kişilik bir aileye en az 50, en çok 75 dönüm; ikinci derecede verimlilik gücüne sahip tarım arazisi olan “evsat” araziden en az 75, en çok 100 dönüm; üçüncü derecede verimlilik gücü olan “edna” araziden en az 100, en çok 140 dönüm arazi veriliyordu. Bir göçmen ailesi, bu gruplardan yalnız birisinin niteliğine sahip araziden pay alabiliyordu.

2- Tütün Alanları: Birinci derecede tütün yetiştirilen Samsun ve Bafra gibi yerlerde, beş kişilik bir aileye en az 12, en çok 15 dönümlük toprak veriliyordu. İzmir ve İzmit gibi ikinci derecede tütün yetiştiren topraklardan ise en az 15, en çok 20 dönüm toprak dağıtılıyordu.

3- Sebze Bahçeleri: Büyük kentlerde ve kentlerin çevresinde en az 5 en çok 10, uzak yerlerde olan bahçelerle, bahçe olma niteliğine sahip yerleşim arazilerinden en az 10, en çok 15 dönüm arazi beş kişilik bir aileye verilmekteydi.

4- Bağlar: Birinci derecede üzüm yetiştiren İzmir gibi yerlerden en az 6, en çok 10 dönüm, ikinci derecede üzüm yetiştiren yerlerden merkezlerden uzaklığına ve üretim derecelerine göre, en az 10 en çok 15 dönümlük toprak dağıtılmaktaydı. Bu niteliliklere uymayan arazilerden de, bunlarla orantı kurularak pay veriliyordu.

5- Zeytinlikler: Birinci derecede üretime uygun ve değerli zeytin bölgelerinde 100-120, ikinci derecede üretime uygun ve değerli zeytin bölgelerinde 120-150, üçüncü derecede üretime uygun ve değerli zeytin bölgelerinde 150-200 zeytin ağacı göçmenlere verilmekteydi. Yabani ve aşısız genç zeytin ağaçlarının beş tanesi bir zeytin ağacı sayılıyordu.
            Bunların dışında portakallık ve limonluk olan yörelerin bölünmesi ve dağıtılması, yerel geleneklere uygun olarak, beş nüfuslu bir ailenin gereksinimini kaç ağaç ya da kaç dönüm portakallık ya da limonluk karşılayabilecekse, komisyonca bu oran dikkate alınarak yapılmaktaydı. Dut ağaçları ve dutluklar da, bunların seyreklik ve sıklığına göre mahallince belirleniyor ve geçimi yalnız dutluklarla sınırlı bulunan beş nüfuslu bir aile için en çok dönüm dutluk veriliyordu. Nüfusu beşten fazla olan bir ailede, fazla olan her nüfus için şu miktarda arazi ve ağaç verilmekteydi: Birinci derecede verimli araziden 8-10, ikinci derecede verimli araziden 10-15, üçüncü derecede verimli araziden 15-20; tütün arazisinden 2-3, bağlardan ve bahçelerden 1,5-3 dönüm, zeytinliklerden de 20-30 ağaç...
             Mübadele göçmenlerine tarla, bağ, bahçe, zeytinlik vb. taşınmazların dağıtımıyla ilgili olarak, hükümetçe hazırlanmış olan genelgede ayrıntılı bir dağıtım ve paylaştırma planı oluşturulmuştu. Bu yöntemle, yerleştirilmiş olan mübadele göçmenlerine, 5.000.000 dönüm arazi, 4.300.000 adet de zeytin, incir ve meyve ağacı dağıtıldı. Yalnızca İzmir’de, mübadele kapsamına giren göçmenlere ve onların dışındakilere 3.815 dönüm bahçe, 59.015 dönüm bağ, 280.599 dönüm tarla, 433.305 adet zeytin ağacı paylaştırıldı
 
                      
 
TÜRK VE YUNAN HALKLARININ MÜBADELESİNE İLİŞKİN SÖZLEŞME VE PROTOKOL
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE YUNAN HÜKÜMETİ
,
aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
MADDE : 1
Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (Exchange obligatoire) girişilecekti.

Bu kimselerden hiçbiri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye' ye, ya da Yunan Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan'a dönerek orada yerleşemeyecektir.

MADDE : 2
Birinci maddede öngörülen mübadele:

• İstanbul' da oturan Rumları (İstanbul'un Rum ahalisini);

• Batı Trakya' da oturan Müslümanları (Batı Trakya' nın Müslüman ahalisini) kapsamayacaktır.
1912 kanunuyla sınırlandırdığı biçimde, İstanbul Şehremaneti daireleri içinde, 30 ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş (etablis) bulunan Rumlar, İstanbul' da oturan Rumlar (İstanbul Rum ahalisi) sayılacaklardır.
1913 tarihli Bükreş Antlaşmasının koymuş olduğu sinir çizgisinin doğusundaki bölgeye yerleşmiş (etablis) bulunan Müslümanlar, Bati Trakya' da oturan Müslümanlar (Bati Trakya' nın Müslüman ahalisi) sayılacaklardır.

MADDE : 3
Karşılıklı olarak, Rum ve Türk Nüfusu mübadele edilecek olan toprakları 18 Ekim 1912 tarihinden sonra bırakıp gitmiş Rumlar ve Müslümanlar,  1. maddede öngörülen mübadelenin kapsamına girer sayılacaklardı.
İş bu sözleşmede kullanılan “göçmenler” (emigrantes) terimi, 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan bütün gerçek ya da tüzel kişileri kapsamaktadır.

MADDE : 4
Aileleri Türk Ülkesini daha önce bırakıp gitmiş olup da kendileri Türkiye'de alıkonulmuş bulunan Rum halkından vücutça sağlam erkekler, işbu sözleşme uyarınca, Yunanistan' a gönderilecek kafileyi meydana getireceklerdir.

MADDE : 5
İşbu Sözleşmenin 9. ve 10. Maddesindeki çekinceler (İhtirazı kayıtlar) saklı kalmak üzere, işbu Sözleşme uyarınca yapılacak mübadele yüzünden, Türkiye'deki Rumların ya da Yunanistan' daki Müslümanların mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiçbir zarar verdirilmeyecektir.

MADDE : 6
Mübadele edilecek halklara mensup bir kimsenin gidisine, herhangi bir nedenle olursa olsun, hiçbir engel çıkartılmayacaktır. Bir göçmenin, kesinleşmiş bir hapis cezası bulunduğu, ya da henüz kesinleşmemiş bir cezaya çarptırıldığı, ya da kendisine karşı bir ceza soruşturması yürütüldüğü durumlarda, söz konusu olan göçmen, cezasını çekmek ye da yargılanmak üzere, kendisine karşı kovuşturmada bulunan ülkenin makamlarınca, gideceği ülkenin makamlarına teslim edilecektir.

MADDE : 7
Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varis ülkesinin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacaklardır.
İki ülkeden biri ya da ötekini daha önce bırakıp gitmiş olan ve henüz yeni bir uyrukluk edinmemiş bulunan göçmenler, bu yeni uyrukluğu, işbu sözleşmenin imzası tarihinde edinmiş olacaklardır.

MADDE : 8
Göçmenler, her çeşit taşınır malları yanlarında götürmekte yada bunları taşıttırmakta serbest olacaklar ve bu yüzden kendilerinden çıkış ya da giriş vergisi ya da başka herhangi bir vergi alınmayacaktır.
Bunun gibi, işbu sözleşme uyarınca, batılı Devletlerden birinin ülkesini bırakıp gidecek her topluluk (cemaat, communaute) üyesinin (camiler, tekkeler, medreseler, kiliseler, manastırlar, okullar, hasta haneler, ortaklıklar, dernekler, tüzel kişiler ya da ne çeşit olursa olsun başka tesisler personelini de kapsamak üzere) kendi topluluklarına ait taşınır malları yanlarında serbestçe götürmek ya da taşıttırmak hakki olacaktır.
11. Maddede öngörülen Karma Komisyonların tavsiyesi üzerine, her iki ülke makamlarınca, taşıma ihalelerinde en geniş kolaylıklar sağlanacaktır.
Taşınır mallarının tümünü ya da bir kısmini yanlarında götürmeyecek olan göçmenler, bunları, oldukları yerde bırakabileceklerdir. Bu durumda, yerel makamlar, bırakılan taşınır malların dökümünü (envanterini) ve değerini, ilgili göçmenin gözleri önünde saptamakla görevli olacaklardır. Göçmenin bırakacağı taşınır malların çizelgesini ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak düzenlenecek ve bunların biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi, 9. maddede öngörülen tasfiye işlemine esas alınmak üzere 11. Maddede öngörülen Karma Komisyona sunulacak, üçüncüsü göç edilecek ülkenin Hükümetine, dördüncüsü de göçmene verilecektir.

MADDE : 9
8. maddede öngörülen göçmenlerin ve toplulukların kent ve köylerdeki taşınmaz mallarıyla, bu göçmenlerin ya da toplulukların bırakmış oldukları taşınır mallar, 11. Maddede öngörülen Karma Komisyonca, aşağıdaki hükümler uyarınca tasfiye edilecektir.
Zorunlu mübadele uygulanacak bölgelerde bulunan ve mübadele uygulanmayacak bir bölgede yerleşmiş toplulukların din ya da hayır kurumlarına ait olan malla da, aynı şartlar içinde, tasfiye edilecektir.

MADDE : 10
Bağıtlı Tarafların ülkelerini daha önceden bırakmış gitmiş olan ve işbu sözleşmenin 3. Maddesi uyarınca nüfus (halkların) mübadelesinin kapsamına girer sayılan kimselere ait taşınır ya da taşınmaz malların tasfiyesi, 9. Madde uyarınca, Türkiye ile Yunanistan'da 18 Ekim 1912 tarihinden bu yana yürürlüğe konmuş kanunlarla her çeşit yönetmeliklere (tüzüklere) göre ya da başka herhangi bir zoralım (müsadere), zorunlu satış, v.b. gibi, işbu mallar üzerindeki mülkiyet hakkini herhangi bir yoldan kısıtlayıcı nitelikte hiçbir tedbire konu olmaksızın yürütülecektir. İşbu Madde ile 9. Maddede öngörülen mallar, bu çeşit bir tedbire konu olursa, bu mallara, 11. Maddede öngörülen Komisyonca, bu tedbirler uygulanmamışçasına, değer biçilecektir.
Kamulaştırılmış mallara gelince, Karma Komisyon, her iki ülkede mübadele kapsamına girecek kimselere ait olup da, mübadele uygulanacak topraklarda bulunan ve 18 Ekim 1912' den sonra kamulaştırılmış olan bu mallara yeniden değer biçecektir. Komisyon, bir zarar verilmiş olduğunu görürse, bu zararı mal sahiplerinin yararına onaracak bir zarar-giderim (tazminat) saptayacaktır. Bu zarar- giderinin tutarı, mal sahiplerinin alacak hesabına ve kamulaştıran ülke Hükümetinin borç hesabına geçirilecektir.
8. ve 9. Maddelerde göz önünde tutulan kimseler, su ya da bu yoldan, yararlanmadan yoksun bırakıldıkları malların gelirlerini elde edememişlerse, bu gelirlerin tutarlarının kendilerine geri verilmesi, savaş öncesi ortalama gelir esas alınarak ve Karma Komisyonca saptanacak yol ve yöntemler uyarınca, sağlanacaktır.
Yunanistan‘ da ki Vakıf mallarının ve bunlardan doğan hak ve çıkarların, ve Türkiye'de Rumlara ait benzer tesislerin tasfiyesine girişirken, 11. Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu tesislerin ve bunlarla ilgili bulunan özel ve tüzel kişilerin haklarını ve çıkarlarını tam olarak korumak amacıyla, daha önce yapılmış Antlaşmalarda kabul edilmiş ilkelerden esinlenecektir.
11. Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu hükümleri uygulamakla görevli olacaktır.

MADDE : 11
İş bu sözleşmenin yürürlüğe girişinden başlayarak bir aylık süre içinde, Bağıtlı Yüksek Tarafların her birinden dört ve 1914-1918 savasına katılmamış Devletlerin uyrukları arasında Milletler Cemiyeti Meclisince seçilecek üç üyeden oluşan ve Türkiye' de ya da Yunanistan'da toplanacak olan bir Karma Komisyonun Başkanlığını, tarafsız üç üyeden her biri sıra ile yapacaktır.

Karma Komisyon, gerekli göreceği yerlerde, bir Türk ve Bir Yunanlı üye ile Karma Komisyonca atanacak tarafsız bir Başkandan oluşacak ve Karma Komisyona bağlı olarak çalışacak Alt-Komisyonlar kurmaya yetkili olacaktır. Karma Komisyon, alt- komisyonlara verilecek yetkileri kendisi saptayacaktır.

MADDE : 12
Karma Komisyon, işbu sözleşmede öngörülen göçü denetlemek ve kolaylaştırmak ve 8. Madde ile 9. Maddede öngörülen taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesine girişmekle yetkili olacaktır.

Karma Komisyon, göçün ve yukarıda belirtilen tasfiyenin yol ve yöntemlerini saptayacaktır.

Karma Komisyon genel olarak , işbu sözleşmenin uygulamasında gerekli göreceği tedbirleri almaya ve bu Sözleşme yüzünden çıkabilecek bütün sorunları karara bağlamaya tam yetkili olacaktır.

Karma Komisyon kararları oy çokluğu ile alınacaktır.

Tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazlar Karma Komisyonca kesin olarak karara bağlanacaktır.

MADDE : 13
Karma Komisyon, ilgilileri dinledikten ya da dinleme gereği gibi çağırdıktan sonra, işbu sözleşme uyarınca tasfiye edilmesi gereken taşınmaz malları değer biçme işlemine girişmek için tam yetkili olacaktır.

Tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde, bunların altın para ile olan değeri esas alınacaktır.

MADDE : 14
Komisyon ilgili mal sahibine, elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir bildiri belgesi verecektir.

Bu bildiri belgeleri esas alınarak borçlu kalınan para tutarları, tasfiyenin yapılacağı ülke Hükümetinin, göçmenin mensup olduğu Hükümete karsı bir borcu olacaktır. Göçmenin, ilke olarak, göç ettiği ülkede, kendisine borçlu bulunan paraların karşılığında, ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynım nitelikte, mal alması gerekecektir.

Yukarıda belirtilen biçimde bildiri belgeleri esası üzerinden, her iki Hükümetçe ödenmesi gereken paraların hesabı, her altı ayda bir çıkartılacaktır.

Tasfiye işlemi tamamlandığı zaman, karşılıklı borçlar birbirine eşit çıkarsa, bununla ilgili hesaplar denkleştirilmiş (takas ve mahsup edilmiş) olacaktır. Bu denkleştirme işleminden sonra, Hükümetlerden biri ötekine borçlu kalırsa, bu borç pesin para ile ödenecektir. Borçlu Hükümet, bu ödeme işine süre tanımasını isterse, yıllık en çok üç taksitle ödemek şartıyla, Komisyon bu süreyi ona tanıyabilecektir. Komisyon, bu süre içinde ödenmesi gereken faizleri de saptayacaktır.

Ödenecek para oldukça önemli işe ve daha uzun sürelerin tanınmasını gerektirmekteyse, borçlu Hükümet, borçlu olduğu paranın yüzde yirmisine kadar Karma Komisyonca saptanacak bir parayı peşin olarak ödeyecek, geri kalan borç için de, Karma Komisyonca saptanacak faizli ve yirmi yıllık bir süre içinde ana paraya çevrilebilecek (amortise edilebilecek) borçlanma bonoları (istikraz tahvilleri) çıkarabilecektir. Borçlu Hükümet, bu borç için, Komisyonca kabul edilecek saglancalar (rehineler) gösterecektir. Bu saglancalar, Yunanistan' da Uluslararası Komisyonca, İstanbul' da Devlet Borcu (Düyun-Umumiye) Meclisince yönetilecek ve gelirleri toplanacaktır. Bu sağlancalar konusunda anlaşmaya varılmazsa, Milletler Cemiyeti Meclisi bunu saptamaya yetkili olacaktır.

MADDE : 15
Göçü kolaylaştırmak amacıyla, ilgili Devletlerce, Karma Komisyonun saptayacağı şartlarla, Komisyona öndelik (avans) olarak ödemede bulunacaktır.

MADDE : 16
Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri, işbu sözleşme uyarınca, ülkelerin bırakıp gidecek olan kimselere yapılacak bildirilerle, bu kimselerin varış ülkesine taşınmak üzere yönelecekleri limanlara ilişkin bütün sorunlar üzerinde, 11. Maddede öngörülen Karma Komisyonla anlaşmaya varacaklardır.

Bağıtlı taraflar, mübadele edilecek halklara, gidişleri için konmuş tarihten önce yurtlarını bırakıp gitmelerine yol açacak, ya da mallarını ellerinden çıkarmak üzere doğrudan ya da dolaylı hiç bir baskıda bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler. Bağıtlı Taraflar, ülkeyi bırakıp giden ya da gidecek olan göçmenleri hiçbir vergiye ya da olağanüstü bir resme bağlamamayı yükümlenirler. 2. Madde uyarınca mübadele dışı bırakılacak bölgelerde oturanların, bu bölgelerde kalmak ya da oralara yeniden dönmek haklarıyla, Türkiye ve Yunanistan' da özgürlüklerinden ve mülkiyet haklarından serbestçe yararlanmalarına hiçbir engel çıkartılmayacaktır. Bu hüküm, mübadele dışı bırakılacak söz konusu bölgelerde oturanların mallarını başkalarına geçirmelerine ve bu kimselerden Türkiye' yi ya da Yunanistan' ı kendi istekleriyle bırakıp gitmek isteyeceklerin gidişine engel olma vesilesi olarak öne sürülmeyecektir.

MADDE : 17
Karma Komisyonun çalışması ve işlerinin yürütülmesi için gerekli giderler, Komisyonca saptanacak oranlar içinde, ilgili Hükümetlerce karşılanacaktır.

MADDE : 18
Bağıtlı Taraflar, işbu sözleşmenin uygulanmasını sağlamak üzere, yasalarında gerekli değişiklikleri yapmaya yükümlenirler.

MADDE : 19
İşbu sözleşme, Bağıtlı Yüksek Taraflar bakımından, Türkiye ile yapılacak Barış Antlaşmasının bir parçasıymış gibi, aynı güç ve aynı değerde sayılacaktır. İşbu sözleşme, söz konusu Antlaşmanın Bağıtlı Yüksek Taraflardan her ikisince onaylanmasından hemen sonra yürürlüğe girecektir.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, yetki belgelerinin, karşılıklı olarak, usulüne uygun olduğu görülmüş ve aşağıda imzaları bulunan tam yetkili Temsilciler, işbu sözleşmeyi imzalamışlardır.

LAUSANNE' de, 30 Ocak 1923 tarihinde, üç nüsha olarak düzenlenmiştir. Bu nüshalardan biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine, biri Yunanistan Hükümetine verilecek, üçüncüsüce doğruluğu onaylanmış birer örneğini, Türkiye ile yapılmış Barış Antlaşmasını imzalayan devletlere yollayacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, bu devletin arşivlerine konulmak üzere, teslim edilecektir.
(L.S.) * E.K. VENISELOS. (L.S.) M.İSMET
(L.S.) D.CACLAMAONS. (L.S.) Dr. RIZA NUR.
(L.S.) HASAN
* Lozan Barış Konferansı – Tutanaklar Belgeler - Takım : II Cilt:2
Çeviren Seha L.Meray Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları: No:348   MÜBADELESİNİN SELANİKTEKİ İLK YANKILARI
 
Bugün halen yaşayan mübadillerden Firdevs BAŞKIR, Mehmet KIRDÖK ve Pembe ÇOLAK’ın anlatımlarına göre, bir gün anavatandan haber gelir: mübadele diye bir söylenti çıkmıştır. Nasıl yani? Doğduğu evlerini, bu sıcak insanları, asmalarını, zeytin ağaçlarını bırakıp da nereye gitsin bu insanlar? Yok yok ,bu insanlara kimse dokunamaz, dokunmamalı... Onlar savaşmadı ki!
Şimdi neymiş bu mübadele canım... Yok yok, bu yeşil Selanik’e, bu zeytin, hanım eli kokan Selanik’e uğramaz mübadele… Gerçi bir söylenti var, aldı başını gidiyor ama inanılası değil. Şu rakıya onlar Ouzo diyor biz rakı diyoruz ama ikisine de suyu koyunca beyazlıyor. İkisi de şişede durduğu gibi durmuyor. Rumlara Zeybekos, bize zeybek oynatmıyor mu dizlerini yere vura vura. Aynı şey işte…
 
 
Hiç kimse inanmıyordu, söylentilerin aslı astarı olabileceğine. Ama korkulan oldu ve Yunan askerleri geldi bu canım Selanik’e. Herkes kapattı kapılarını. Gece sokağa çıkılamaz oldu. Her tarafta askerler, Yunan bayrakları, sokakta “Zito Zito” sesleri… Bazı kendini bilmez askerlerin çarşıda Türk kızlarına sataşmaları… Defolun buradan sesleri… Galeyan, nümayiş, gerginlik... Sadece Yunan askerleri değil, adanın yerli Rum halkı da gün geçtikçe kinleniyor, ’’Bunlar Büyük yunan halkı değildir, bunlar Türkler, Türk tohumu, kanı bozuklardır’’ diye bağırıyorlardı… Halbuki bilmiyorlardı, yıllarca aynı sokakları , aynı kederleri , aynı sevinçleri paylaştıklarını... Bilmiyorlardı kalplerin bir attığını…

               Selanik Türklerine duyuru yapıldı: ’’Bilmem ne anlaşmasının bilmem ne maddesinin bilmem ne ek protokolü uyarınca, adada yaşan Müslüman Türkler Anadolu’ya gidecekler. Yanlarına bir miktar eşya alabilecekler. Paralarına, ırzlarına dokunulmayacak; burada sahip olduğu mallar, vesikalar ile tespit edilecek ve Anadolu’ya vardıklarında eş değer oranda kendilerine mal temin edilecektir.’’

                Ne yani diyordu  insanlar, “babamın annemin mezarını da götürebilecek miyiz? ya büyüdüğüm sokakları? Zeytin ağaçlarımızı? Bu dalganın sesini de götürebilecek miyiz Anadolu’ya?      Komşularımı, dostlarımı da götürebilecek miyim?” Bir  efkar, bir kızgınlık, bir öfke vardı her yerde. Haber çoktan evlere ulaşmış, herkes söylene  söylene  çıkınlarını hazırlamaya başlamıştı…
 Bir yanda davullar çalar, öte yanda mezar kazılır mı hiç? Hangi kentin, hangi yörenin töresinde var bu? Böyle bir yöreye, böyle bir kente halkımız, o güzel türküleri yaratan halkımız ilenmez mi? “Viran olasın, ıssız kalasın” demez mi? Der elbette.
Artık geminin gidiş vakti gelmişti… Limandaydı herkes. Gözlerde yaş, ellerde mendiller… ’’görüşeceğiz” diyorlar, bir gün mutlaka geri döneceklerini düşünüyorlardı. Tam bir kabustu. Hiç kimsenin 3-5 çıkından fazlasını götürmesine izin verilmiyordu. Gümrük adı altında mallara el konuluyor, en gerekli eşyalarından mahrum ediliyorlardı. Göz yaşları ve ağıtlarla, kimi Rumca, kimi Türkçe şarkılarla ilk kafile uğurlandı….
 
Çalın davulları çaydan aşağı
Mezarımı kazın belden aşağı
Suyunu da dökün boydan aşağı

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver

Selanik Selanik viran olası
Taşını toprağını seller alası
Sen de benim gibi yarsız kalası

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver

Selanik içinde selam okunur
Selamın sedası cana dokunur
Gelin olanlara kına yakılır

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver
 
                YOLCULUKLARIN PLANLANMASI
 
 
          Mübadele antlaşmasının duyulmasıyla birlikte Yunanistan’da yaşayan Müslüman halkta hareketlilik başladı. İç bölgelerde yaşayan mübadiller, eşyalarını toplamış, Türkiye’ye gidebilmek için yollara dökülmüşlerdi. Karışıklığa yol açan bu durum, iki ülkeyi de zor durumda bırakmıştı. Türk devleti, eski ismi Hilal-i Ahmer cemiyeti olan Kızılay’a, plansız göçü organize etmesi ve göçmenlere yardımcı olması konusunda görev vermişti. İlk iş olarak, göçmenlerin yerleştirileceği yerin ve taşıma araçlarının belirlenmesi gerekiyordu. Taşıma işini deniz yoluyla gerçekleştirmenin daha ekonomik ve kolay olacağına karar verildi. Çünkü göç edeceklerin büyük çoğunluğu kıyı şeridindeydi. Bu da taşıma işinin daha az masraflı ve hızlı olmasını sağlayacaktı. Bütün bunlar dikkate alınarak, taşıma işi ihale edildi. İhaleye İtalyan, Yunan, Ermeni ve Türk vapur birlikleri katıldı. İhaleyi İtalyan bir şirket kazanırken, taşıma işleminin yabancı bir şirket tarafından yapılması tepkiyle karşılandı. Ülkenin sermayesinin dış ülkelere verilmesi doğru bulunmayarak ihale iptal edildi. Böylece taşıma işi türk armatörleri ve Seyr-i Sefain’e verildi. Türk gemilerinin yetersiz ve tonaj bakımından zayıf, gemilerin de eski oluşu göçü zorlaştırdı. Ancak çocuklardan ve ihtiyaç sahiplerinden ücret alınmaması, bu işin ucuza mal edilmesini sağladı.
Türk hükümeti, bu işte problemleri en aza indirmek için Mübadele İmar ve İskan Bakanlığı’nı kurdu. Mübadillerin taşınacağı limanlar ve yerler belirlendi. İlk taşıma da İmar ve İskan Bakanlığı’nın on yedi gemisiyle yapıldı.
Yunanistan’dan gelecek mübadiller, İstanbul, İzmit, Gelibolu, Tekirdağ, Bandırma, Samsun, Zonguldak, Burhaniye, Çanakkale, Bodrum, Mersin ve Silifke limanlarına taşınacaktı.
Mübadele gerçekleşirken, Kızılay’ın yardımlarından ve organizasyon gücünden faydalanılacak; Kızılay, mübadilleri Yunanistan’daki bindirme limanlarında karşılayacak ve iskelelerde tam donanımlı bir sağlık ekibi bulundurarak, yolculuk esnasında hastaların tedavi ve diğer ihtiyaçlarını yerine getirecekti. Kızılay, indirme iskelelerinde de on yataklı dispanserler açacak ve yardıma muhtaç olanlara giyecek ve yiyecek yardımında bulunacaktı. Ayrıca, mübadillerin eşyalarının taşınması için yeterli araç bulunduracaktı.
 Böylece Kızılay, yirmiden fazla limanda ekip kurmuş ve tüm ihtiyaçları karşılamaya çalışmıştır.
 
Taşımayla ilgili yönetmelik;
1.Ödeme gücü olmayan mübadillerin taşıma ücretini devlet karşılayacak.
2. Beraberinde hayvan veya eşya getirmek isteyenler için 100 kg. kadar ücret alınmayacak, bu miktarın üstünde eşya için ayrı bir ücret alınacak.
3.Mübadillerin su ihtiyacını gemiler karşılayacak. Yine seyahatin rahat geçmesi için gemiler elde ettikleri gelirin %20 sini Kızılay’a bağışlayacaklar.
4.Sekiz yaşına kadar olan çocuklardan taşıma ücreti alınmayacak.
 Mübadele, bu esaslara göre karma komisyon öncülüğünde gerçekleşmiştir.
 
 
 
 
 
 
                        MÜBADELE - YOLCULUK BAŞLIYOR

Gemiler kalkıyordu limandan
Umut değil özlem yüklü
...Gemiler demir alıyordu
Bir şehir saplanıyordu yüreklere
Gemiler kalkıyordu bir şehirden
Bir vatan taşıyordu içinde her beden
Biletleri tek gidiş
Sermayeleri ömürlük hasret
 Umutları doğdukları topraklarda gömülü

 Binlerce göz, binlerce baş

 Kıpırdanan binlerce duda  Veda ettiler,
 gözyaşlarını içlerine   akıtarak
      Mübadele karma komisyonu tarafından yolculuk hazırlıkları tamamlandıktan sonra 1923 yılının Kasım ayında gemiler mübadilleri taşımaya başladı. Mübadele İmar ve İskan Bakanlığı emrinde  17 gemi bulunuyordu. Bu gemilerin bazıları yük gemisiydi, bazıları ise eskiydi. Sevk işlemleri zor geçeceğe benziyordu. Mübadiller limanlara yanaşan gemilere  doluşmaya başlamışlardı.
 Kızılay arşivinden derleme yapan Yard. Doç. Dr. Mesut Çapa’nın araştırmasından, mübadil sevkleri ile ilgili bazı alıntılar: Mübadil sevkleri Kasım 1923’te başlamıştır. Selanik limanından 22 Kasım’da Arslan, 26 Kasım’da Tetyis vapuru mübadilleri alarak hareket etmiştir. Arslan vapuru 28 Kasım 1923 tarihinde bir kısım mübadil ile birlikte öksüzler yurdu öğrencilerini şiddetli fırtınaya rağmen Tuzla’ya getirebilmiştir. Öksüzler yurdu öğrencileri ile bir kısım mübadili burada bıraktıktan sonra, kalan mübadilleri bırakmak için Tekfurdağ’a (Tekirdağ) hareket etmiş, burada mübadillere aşı yapılmış ve mübadilleri o zaman ilçe olan Tekirdağ’ın kaymakamı karşılamıştır.
 
            3 Aralık 1923 tarihinde Selanik limanından kalkan Sakarya isimli gemiye 3222 muhacir ve 12 yetim çocuk binmiş, gemi Tuzla ve Tekfurdağ (Tekirdağ) limanlarına doğru hareket etmiştir.
 
           7 Aralık tarihinde Ümit Vapuru 1518 mübadille birlikte Tekirdağ ve Tuzla’ya doğru hareket etmiştir.
 
             Aralık ayının ilk haftası Selanik limanından nakledilen mübadil sayısı 6 bini geçmiştir. Mübadele imar ve İskan Bakanı’nın beyanına göre Aralık 1923’te Makedonya, Girit, Kavala ve Drama’dan 26691 mübadil gelmiştir. Mübadelenin uygulanmaya başladığı tarihten beri, toplam 60318 mübadil Ocak 1924 tarihinden önce yurda girmiştir.
 
             29 Aralık 1923 tarihinde Kavala’dan Bahr-ı Cedit vapuruyla hareket eden tütüncü ve rençperden oluşan 686 mübadil, yanında 212 hayvanla birlikte Çeşme limanına hareket etmiştir
11 Mayıs 1924’te İstanbul’dan ayrılan Sulh vapuru, Selanik’ten aldığı mübadilleri İzmir ve Çeşme’ye bıraktı. Daha sonra 29 Mayıs’ta Kavala limanından aldığı mübadilleri Bandırma’ya çıkardı.
 
          2 Ocak 1924 tarihinde Gülcemal vapuru Samsun Limanı’na 667 mübadil getirmiştir. Mübadilleri limanda belediye başkanı, müftü ve eşraf karşılamıştır.
 
         Ocak ayında 29963 mübadil ile birlikte 20990 hayvan Türkiye’ye getirilmiştir.
 
           17 Şubat’ta İzmir limanına getirilen 3500 mübadil ise yine halk tarafından karşılanmış, mübadiller Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya şükranlarını bildirmişlerdir.
 
            Mübadillerin yanlarında hayvanlarını ve eşyalarını da getirmelerine de izin verilmişti. 21 Nisan 1924’te 2480 mübadilin bulunduğu Giresun vapurunda 779 küçükbaş ve 167 büyükbaş hayvan da vardı. Nisan 1924 tarihine kadar Kavala’dan getirilen 43500 göçmen, yanında 9000 büyükbaş, 45000 küçükbaş hayvan getirmişti. Bunun yanında çoğu yerde Yunanlılar mübadillerin mallarına el koymuşlar veya çok ucuz fiyata mübadil mallarını satın almışlardır. İmar ve İskan Bakanlığı ise mübadillerin mallarını satmaması için harekete geçmiştir. Özelikle tütüncü Kavalalıların tütünlerini ucuza satmamaları için tütün naklini sağlamak amacıyla 1 milyar lira ayırmış, gelecek tütünlerin muhafazası için de Samsun ve İzmir’de büyük bir depo hazırlamıştır. 
 
              Ocak 1924’te Ümit vapuruyla Tekirdağ’a gelen 1975 mübadil, yanlarında 4 öküz ve iki merkep getirmiştir.
 
             Anadolu’ya yapılan seferler hakkında rapor veren, Trabzon gemisinin Kızılay doktoru, Selanik’ten Mersin’e altı, Samsun’a dokuz günde varılabileceğini bildirmişti. Ayrıca seferler hakkında şu detayları vermişti: “Birinci harekette Selanik’ten alınan 1372 muhacir, çiçek aşılarının yapılmasından sonra Mersin’e çıkarıldılar. İkinci seferde Selanik’ten bindirilen 1082 muhacir, çiçek ve veba aşıları yapıldıktan sonra Tuzla limanında geçirilen 5 günlük karantinadan sonra Samsun Limanına çıkarıldılar. Samsun Limanı’ndan ise, Gelibolu’ya gelecek 100 İslam muhaciri ile Selanik’e gidecek 291 Rum göçmeni alarak, 7 Ağustos 1924’te İstanbul’a döndü.”
 
Kızılay doktorunun raporlarından ilimizle ile ilgili şu sonuç çıkıyor:
            En çok mübadil sevklerinin yapıldığı tarih, 1924 yılının bahar aylarıdır. 12 Nisan 1924 tarihinden Nisan ayının sonuna kadar Selanik’ten 18 gün içerisinde 21507 mübadil sevk edilmiştir. Nisan ayında Selanik ve Kavala’dan toplam 56979 mübadil ve 11411 hayvan Türkiye’ye getirilmiştir. Kahramanmaraş’a getirilen mübadiller, Selanik’ten ilk önce İzmir Limanı’na, oradan da Mersin Limanı’na çok uzun süren zorlu yolculuklarla nakledilmişler, daha sonra da karayoluyla Maraş ve ilçelerine yerleştirilmişlerdir. Bu mübadillerin sayısı, halen Maraş’ta yaşayan ikinci kuşak mübadillerden İsmail Yıkan’ın verdiği rakamlara göre 307 aile, 1143 kişidir.                                                                 Bu arada Türkiye’ye getirilen mübadillere üç gün boyunca yemek veriliyordu. Kişi başına kazana 100 dirhem yaklaşık 320 gram pirinç atılıyordu. İkinci gün etli kuru fasulye yemeği veriliyordu. Daha sonra ise iki ay boyunca sadece ekmek yardımı yapılacaktı. (Kızılay Arşivi dosya 530)
            İstanbul vapuru, 5 Ağustos 1924 tarihinde Giritliler, Eskihisarlılar ve Siroz Kıptilerinden (Çingene) oluşan 2889 mübadili Türkiye’ye getirdi. 16 Ağustos 1924 tarihinde Selanik’te Timsah vapuruna bindirilen 860 kişi ise gemi kapasitesinden fazla oldukları gerekçesiyle getirilemedi.
         Kasım 1923 yılında başlayan mübadele, 1924 yılının sonuna kadar devam etmiştir. Bu yıl içinde mübadillerin büyük çoğunluğu Türkiye’ye geldi. Türk limanlarına çıkan mübadiller, karantinaya alındıktan sonra, iskan edilecekleri daha önceden belirlenmiş bölgelere gönderiliyordu. Yunanistan’da kalan ve 1924 yılı içerisinde sevk edilemeyen az sayıdaki mübadil, 1925 yılında Türkiye’ye sevk edildi ve mübadil taşıma işi büyük ölçüde sona ermiş oldu.  SELANİK MÜBADİLLERİ KAHRAMANMARAŞ’TA

  YENİ HAYAT
Kaymakçalan  dağlarını,Kara bulutlar sardı.
Off anam offf. 
Tresina'da sular çağlar,Gözlerimden yaşlar akar. 
Off babam offf. 
Savaşlarda çok çile çektik.Göğüs gerdik Balkanlar'a.
Ana vatan,canım vatan. 
Ama burası da vatan. Ahh kerku(*) ahhh.
Lozan'da karar alındı,Kara haber tez yayıldı. Karacaova'nın ortasına,Bir kor gibi düştü. 
Mübadil koydular adımızı.
Yaktı bre bizi. Ahh sinku(*) ahhh. 
Asırlar boyu,Kök saldık bu topraklarda. 
Söküldük,kırıldı dallarımız. Anılarımız,umutlarımız,sevinçlerimizle,Doldurulduk vagonlara Vodina'da. 
Raylar daraldı,yok oldu ufuklarda. 
Vahh Eleni vahhh. 
Selanik limanında vapurlar,Tabut tabut.
İlk defa gördük denizi.
Korku sardı bedenlerimizi. 
Geri mi geldi Tufan? oyy Mustafa Kemalim oyyy. Vapur'umuzun adı Gülcemal .
Güvertede hüzün,Ölülerimiz atıldı denize. 
Mehmet-Zeliha üç yaşlarında,yıl 1924. 
Ana vatan çok yakında.Sularda temmuz sıcaklığı. 
Tuzla'da alındık karantinaya.
Çadırlarda heyecan. Ahh vatanım ahhh. Dağıldık Anadolu'ya. Samsun,Sakarya,Manisa,Bursa,Balıkesir,Edirne. Yakılmış,yıkılmış viran,Gonia'ya yerleştirildik doksan beş aile. 
Tutunduk dört elle toprağa. 
Yeni hava,yeni dağlar,yeni gök.
Yeni hayat. 
                                               Nevzat varhan
       
  
 
                  Mübadeleden, zorunlu göçe maruz kalan mübadiller ve Kahramanmaraş şehri karşılıklı olarak etkilenir. göç eden ve göçü kabul eden toplumlar arasında kültürel farklılıkların çok fazla olmasına rağmen, bu kültürel farklılıklara karşı din en önemli birleştirici unsur olmuştur. Nitekim, sözleşmede de din esas alınmıştır. Bu da, Kahramanmaraş’ta yerli halk ile mübadiller arasında oluşacak kaynaşmayı hızlandırmıştır.
Mübadele ile Kahramanmaraş’a ilk gelen mübadiller, yıkık dökük, Ermenilerden kalma evlere, okul binalarına yerleştirildi. Kurtuluş Savaşı’nda kendi şehrini kurtaran Kahramanmaraş halkı mübadillere de kucak açmış, destek çıkmıştır. Yine de yerli halk ile mübadiller arasında sıkıntılar da yaşanmıştır. Mal dağıtımı, mübadiller ile yerli halk arasında anlaşmazlıkların doğmasına neden olan en önemli sorunlardan biridir. Devlet, mübadelenin şartlarını yerine getirmeye çalışsa da, yerli halk tarafından bu, gelenlere haksız yere mal dağıtımı yapıldığı şeklinde algılanmıştır.
         Yeni bir yaşam mücadelesine başlayan mübadilleri düşündüren temel sorun, yerleştikleri yerlerde kendilerine nasıl bir yer edinecekleriydi. Doğdukları memleketten farklı bir memlekete gelen mübadiller, yerleştikleri Kahramanmaraş’ın kültürel özeliklerini ve yaşam tarzını benimsemek zorunda kaldılar. Başlangıçta büyük sıkıntılar yaşayan mübadiller, kendi kimliklerini ve kültürlerini korumak için geçmişteki atalarına sıkı sıkıya sarıldılar. Bu da mübadillerin eski kültür ve geleneklerini, muhacir kimliklerini uzun yıllar devam ettirmesini sağladı. Bugün dahi Kahramanmaraş’ta Selanik mübadillerinin yerleşim yerlerine baktığımızda, göçmen kimliklerini devam ettirdiklerini görürüz. Yerli halk ile kaynaşmak yerine birbirleri ile evlilik yapmaları, onların toplum ile bütünleşmelerini engellemiş, kendi içlerinde kimlik oluşturmalarına neden olmuştur. Ancak zamanla yerli halkla kaynaşan mübadillerle kız alınıp verilmesinde problem kalmamıştır. Zorunlu göçün yarattığı kişisel yıkım da, mübadillerin Kahramanmaraş’taki yeni kültür, yaşam tarzı ve sosyal yapıya uyumlarını başlangıçta zorlaştırmıştır.
Bu durum da, mübadillerin içine girdiği toplumun mevcut gelenek ve görenek yapısı içinde kendi hayatını güvenceye almasını, eğitimini sürdürmesini ve meslek sahibi olmasını sınırlandırmıştır. Bununla birlikte, 2011 itibarıyla, gelenekleri, dili, yemek kültürü ve davranışları ile birbirinden farklı olan mübadiller ile yerli halkın, bir arada yaşayabilmek için, birbirlerinin davranış ve tutumlarını, adetlerini benimsedikleri veya hiç olmazsa karşı tarafın ayrı geleneklere sahip olabileceğini kabul etmiş oldukları gözlenmektedir. Bu da, başlı başına toplumsal değişimi zorunlu kılmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından gerçekleşen Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ile hem yerli halk hem Kahramanmaraş’a yerleştirilen mübadil göçmenler, göçün yıkıcı etkisini birlikte üstlenmişlerdir. Mübadillerin geçici süreyle barındırılmaları, yerleştirilmeleri, konut sorununun çözümü, mübadillere mal dağıtımı ayrı ayrı önem arz eden sorunlardır. Bütün bunlara çözüm aranırken de mübadiller ile yerli halk arasında dengenin sağlanmasına çalışılmıştır.
Mübadillerin, geldikleri yerdeki mallarının yüzde yirmisinin, devlet tarafından mübadele gereğince kendilerine verilmesi gerekirken, devletin bu payı vermemiş olmasından dolayı Kahramanmaraş mübadilleri, haklarını halen mahkemelerde aramaktadırlar. Genelde, görüştüğümüz mübadillerin söylediği ortak söz, zorunlu göçün üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen şuydu: “bizim Selanik’te çok malımız vardı da geldik buraya, bize iki göz ev verdiler. Malımızı alamadık.” Bize sundukları belgelerde de bunu kanıtladılar. (Belgeler ektedir)
 Selanik’ten Kahramanmaraş’a gelen mübadiller, çok sorunlarla uğraştılar ama en önemli sorun uyum sorunuydu. Kitlelerin bulundukları doğal ve toplumsal çevreyi terk edip, başka bir doğal ve toplumsal çevreye uyum sağlamaları, yalnız mübadele göçmenleri için değil, bütün yer değiştiren kitleler için önemli bir güçlük olmuş; bu güçlüğün ortaya çıkardığı sorunlar, çoğu zaman bir kaç kuşak boyunca devam etmiştir. Bu sorunların aşılmasında zaman en iyi ilaç olmuştur. Mübadele uygulamasının iki taraf için de zorunlu oluşu, iki tarafın birbirini kabullenmesini kolaylaştırmıştır.
 
Yerli unsurlarla karşılıklı uyum aşamasında, önemli sorunlar kendisini gösterse de, mübadiller ekonomik becerilerini, kültürel birikimlerini ve yemek kültürlerini Kahramanmaraş’a aktarmışlardır.                                                                               
 
                    Göçmenler ile yerli halkın ortaklaşa yarattığı kültürde yerli halkın katkısı da yadsınamaz. İlk başlarda göçmen, Rumeli’deki yaşayış biçimini sürdürürken, yerleşik kültürle tanıştıkça ve onun etki alanında kaldıkça bir kısmı terk edilerek, tanışılan kültürün ve yaşam biçiminin öğeleri aşama aşama benimsenmiş; bir kısmı da değişime uğrayarak, yeni bir biçim ve içeriğe bürünmüştür. Bunlarla birlikte, göçmenlerin getirdikleri kimi maddi kültür öğeleri ile özellikle köy toplumunun yaşam biçiminde bazı önemli değişiklikler de olmuştur. Sonuçta iki kültürün kaynaşmasıyla yeni bir sentez ortaya çıkmıştır.
                 Mübadiller, Kahramanmaraş’a gelirken Yunanistan’daki kültürel birikimlerinin ve ekonomik değerlerinin önemli bir kısmını bırakmış; kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik değerlerinden tavizler vererek yerli kültüre adapte olmaya çalışmışlardır. Geldikleri çevrede yeniden eski statülerini kazanmak, yeni ilişkiler kurmak durumundaydılar. Zorunlu göç yaşamanın yıkıcı etkisiyle bu göçmenlerin yeni geldikleri çevreye ve topluma uyum sağlamaları kimi zaman güç olabilmiştir. Göçün yarattığı bütün zorluklara karşın, göç eden kitlenin yaşantısını bir şekilde yeni geldiği yerde devam ettirmesi gerekiyordu ve hem geçmişiyle hem kendisi gibi göçmenlerle sıkı sıkıya kurduğu bağlar sayesinde yeni memleketine uyum süreci de kolaylaşıyordu. 
 
 
 
Söyleyişi yapan: Emre Kerem KILINÇ-Ahmet GÖÇEBE
Kahramanmaraş ‘a yerleştirilen mübadillerden yaşayanlarla yaptığımız söyleyişi
FİRDEVS BAŞKIR
Kahramanmaraş Binevler mahallesin de ikamet eden 90 yaşın üstünde Firdevs BAŞKIR , Hayatta kalan birinci kuşak  mübadildir. Arkadaşlarının hemen hem en hepsi hayata gözlerini yummuş ‘Selanik ten’ Kahramanmaraş ‘a uzanan yol hikâyelerini, çekilen acıları, ayrılıkları, özlemleri anlattı bize… Kimi zaman gülümsedi, kimi zaman gözleri doldu.
                Yunanistan’da Selanik’e bağlı bir köyde   yaşıyormuş. “Atatürk harpten sonra Türkiye de ki gâvurları Yunanistan’a gönderdi. Anlaşmalar yapılmış. O zaman mübadele dediler.

    Firdevs teyze, Yunanistan’dan Türkiye’ye geliş hikâyesini de şöyle anlatıyor; “ O zaman otomobil falan öyle çok fazla yok. Biz Selanik’e eşeklerle, katırlarla geldik. Selanik'ten vapurla İzmir'e geldik. İzmir’de üç dört gün kaldık. İzmir’den sonra bizi mersin’e gönderdiler. Daha sonra mersinden zor geçen bir yolculuktan sonra Buraya geldik.”
              Birinci kuşak mübadil Firdevs teyze, Maraş ta birçok iş yaptıklarını anlatırken, yaşadıkları sıkıntılar adeta yüzüne yansıyordu; “İskân müdürlüğü bize yıkık dökük bir ev verdi. Kendimize gelene kadar kimimiz urgancılık yaptık. Kimimiz istendik,. Para yok pul yok, iş yok. Davar güttük. Irgatlık yaptık. Kendimize gelesiye kadar neler çektik.
           Paramız yok. Biz Türkiye’ye geldiğimiz de  Çok sıkıntılar yaşadık. Akrabalar birbirlerimizi destekledik hep. Kimisi tarlaya beraber gitti. Kimisi bağa, kimisi ırgatlığa beraber gitti. İmece olarak yaşadık yani.
            Mübadele’nin Türkçe karşılığı ‘değişim’ Firdevs teyze, mübadeleyi şöyle anlatıyor; “Harp bitti. Harp bittikten sonra Türk devleti ile Yunan devleti anlaşma yaptılar. Bizim oradaki Türkler, buradaki Yunanlılar yer değiştirdiler. Değişim oldu. Değişimde herkese durumuna göre ev verdiler. 3 çocuğu olanla 7 çocuğu olana aynı koşullar olmadı”
         Kuranı Kerim’i Yunanistan’dayken öğrendiğini anlatan Firdevs teyze, Orada hocalarımız vardı. Öğretiyorlardı bize. Burada sıkıntıların içinde unuttuk” diyor.
Firdevs teyzenin geldiği köyde onun deyimiyle ‘gavur’ yokmuş hiç. Köyün tamamı Türkmüş. Ama tamamı Türk olmayan köylerde büyük sıkıntılar yaşanmış. Çok eziyet çekenler olmuş. Firdevs teyze Türk köylerini koruyan delikanlıların büyük zorluklar yaşadığını kimi zaman öldürüldüğünü de anlattı.
            Kaygı dolu yılları anlatan Firdevs teyze, “Bazı köylerde Türkleri camilere toplayıp evlerini basıp silah arıyorlardı. O zaman Türk düşmanlığı vardı. Yunan askerleri gelirdi evleri boşaltır bizi camiye toplarlardı. Sonra evlerde silah ararlardı. Askere gidenlerden gelmeyenler çok olurdu” diyor.
           Firdevs teyze, son derece önemli bir mesajı da vermeyi ihmal etmiyor; “Artık düşmanlığa gerek yok. Türkiye onlardan daha güçlü bir ülke. Cahillikler bitti. Sadece Türk Yunan değil tüm dünyaya bir dostluk lazım. Adam öldürmekle toprak genişletmekle bu işler olmaz”

Sohbetimiz sona eriyor. Elini öpüp ayrılıyoruz Firdevs teyzenin yanından
 
Mehmet KIRDÖK (YAŞ 90Kahramanmaraş’a bağlı80km uzaklıktaki zeytin köyünde yaşıyor yaşayan üç mübadilden biri bu görüşmeyi telefonla yaptık kulakları çok zor duyduğundan çok fazla ayrıntı alamadık.
 Savaşın devam ettiği zamanlar da Rumlarla aramızda münakaşalar çıktı, kavgalar oldu. Onlarla mahkemelik olduk. Yaz gelince göç başladı. Köyümüzden Kâh at sırtında, kâh at arabalarıyla gittik. Selanik Limanı’na vardık. Limanda bize aşı yaptılar. Selanik’te 15 gün geminin gelmesini bekledik. Geminin adını hatırlamıyorum. gemi çok kalabalıktı. tuvalet, yiyecek ve su problemi yaşadık çok zor bir yolculuktu. İzmir’in Urla İlçesi’ne yanaştı. Üç dört  gün Urla’da kaldık. Urla’dan tekrar gemiye bindik. Mersin’e ulaştık. At arabalarıyla gittiğimiz Tarsus’un İstasyonu’ndan trenle yola çıktık. daha sonra da At arabalarıyla perişan durumda Kahramanmaraş’a ulaştık. Bir ay çadırlarda kaldık Kahramanmaraş’tan. Zeytine gitmek ister misiniz diye sordular. Babalarımız kabul etti. Akrabalarımız Kahramanmaraş ta kaldı.
           Yolculuğumuz neredeyse üç ay sürdü. zor şartlara dayanamayarak yollarda ölenler oldu. Küçük kardeşim Abidin de yolculuğa dayanamadı ve Kahramanmaraş’a öldü. Karada ölenleri, öldükleri yere defnettik. Vapurda ölen bazı çocukları kaptana söylemeyip sakladılar. Ölen bebeleri anneleri sanki emziriyormuş gibi göğüslerinde tutarak sakladı. Onları da karaya çıkınca gömdük. Çok perişanlık çekildi, çok.”
 İlk yerleştirildiğimiz evler taştan yapılmış ermeni evleriydi. Yerli halkla çok fazla problem yaşamadık. Alıştık zamanla birbirimize
 
 
Pembe çolak
 Bu olayları birebir yaşayan mübadelenin bilinen son tanıklarından Pembe Çolak çocuk yaşta yaşadıklarını anlattı.  Çolak ‘‘Bir vatan kaybettik bir vatana döndük. Çok eziyet ettiler çeteler bize yuvalarımızı yıktılar. Esir aldılar büyüklerimizi, ağaca bağlayıp dövdüler sabaha kadar bağlı kaldılar, çözdüklerinde elleri büzüşmüştü birçoğunun parmaklarını açamıyorlardı.” sözleri ile ifade etti zulmü. Evimiz, eşyalarımız, esir düşenlerimiz, ölenlerimiz, komşularımız... Hepsini ardımızda bıraktık. Yalnızca canımız bir de para ve altın gibi yükte hafif pahada ağır şeyleri alabildik yanımıza. Gemi ile İzmir’e götürüleceğimizi söylemişler. Benim yaşım küçük olduğundan her şeyi kolay algılayamıyordum. Ama öyle acılar yaşandı ki unutmak çok zor. Gemide salgın hastalıklar ortaya çıktı. Yolculuğumuz uzun süreceğinden hastalıktan ölenleri denize atıyorlardı. Bazıları ise toprağına kavuşsun memlekete gömelim diye ölülerini saklıyorlardı. Gemi personelinin böyle olayları ortadan kaldırmak için arama yaptıklarını hatırlıyorum. Kırk gün süren yolculuğumuz İzmir’e varmamızla bitti diyorduk ki tekrar bir yolculuk başladı. Yine bir yolculuk sonrasında Mersin’e vardık. kağnılarla Maraş’a geldik. Burada bizi geçici bir süre okullara camilere, hastanelere ve buradan giden Ermenilerin bıraktığı evlere yerleştirdiler.
Daha sonra sürekli kalabileceğimiz evlere yerleştirildik. Evler Pınarbaşı, Kümbet, Kayabaşı, Akdere, Uzunoluk, Divanlı gibi yerlerdeydi. Maraş halkının bir kısmı bize karşı tavır alırken büyük bir çoğunluğu savaştan yeni çıkmış olmasına rağmen kuru ekmeğini bile bizimle paylaşıyorlardı. Onlara bir kez daha teşekkür ediyorum.
 
 
 
Mübadillerin ikinci ve üçüncü kuşaklarıyla yapılan söyleşiler
 
Ünzile TEKİN:Yaş(yaş19) Dedemin annesi anlatırdı, askerler onları alıp götürmesinler diye yüzlerine kara çalarlarmış çirkin olsunlar diye,dedem anlatırdı. Mübadelede su bulamamışlar yağmurdan sonra öküzlerin izlerindeki bulanık sulardan içmişler,çok çile çekmişler
 
 Aytekin YILMAZ:(yaş34)dedem anlatırdı....açlıktan ağaç kabuklarını yemişler . O şekilde gelebilmişler Türkiye ‘ye ve zulüm biter de Selanik’e dönerler diye İzmir’e yerleşmek istemişler. Ama mecburen Kahramanmaraş’a yerleştirildiler. Ama onlar dönemedi bizde de buralı olduk. dönememişler çünkü daha düne kadar olanları hepimiz biliyoruz! Allah başka çocukları bu hikayelerle büyütmesin.çok acı  Müslüman olduğundan dolayı öldürülmek,! acı çok acı! şu an buradayız ve mutluyuz.
 
Tahsin GÖLGELER:.(YAŞ62)Zamanla alıştık Maraş’a zamanla öğrendik bir başka ülkede yaşamın zorluklarını. Avantajımız akrabalarımızla birlikte buraya yerleştirilmemizdi. başımız sıkıştığında yardım isteyebileceğimiz hiç kimse yoktu. Bu nedenle sıkı sıkıya sarıldık birbirimize Herkes neşeyle kutlarken bayramları bizim içimiz titrerdi. Babamın eski anıları gözlerinin önüne gelir bir yalnızlık çökerdi üstüne. Ben çocuktum, anlatılanlardan şu çıkıyordu. Her şeylerinin orada kaldığını bilerek hiçbir şeylerinin olmadığının farkındaydım. Yeniden başladılar hayata ve hayatla birlikte her şeye, babam çalıştı Fakat alışamadı bir türlü, ısınamadı, kendini bu toprakların sahibi gibi göremedi. Hep içinde bir boşluk vardı, hep bir yalnızlık, en tatlı anlarda bile davranışları da sertleşiyordu sanki. Zaten yalnız olduğu bu memlekette gücüne gidiyordu. biz alıştık buraya zaten burada doğduk ama geceleri onların göç hikayelerini dinledik.
 
Mevlide Özdemir(yaş64)
         Benim ailem 1924 yılındaki Mübadele de Selanik ten, Anavatana göç etmişler. Anavatanda Kahramanmaraş iline yerleşmişler. Nenem anlatırdı. Göç yolunda çok zorluk çektik, Gemide çok ölenler oldu. Hastalıklar başladı, derdi. Dedemler Kahramanmaraş’a geldiklerinde buralarda zor yaşarız, geri dönemez miyiz diye çok söylenmişler ama nafile, Selanik’te durumları çok iyimmiş. Zeytin bahçeleri, bağlar, çiftlik evleri varmış. Ama hepsi geride kaldı. Tek tesellimiz Anavatanımıza dönmemiz derdi. Anlaşılan çok zorluk çekmişler…
 
 
ŞÜKRİYE KIRDÖK(63)
            Bende bir mübadil çocuğu olarak bizim buranın yerli halkı ile küçük sorunlar yaşandığını söyleyebilirim.
 Ancak bu sorunlar ''siz Türk değilsiniz''boyutunda değilmiş. Ama Atatürk buraya gelen her Türk’e Selanik deki yerleri karşılığı bir miktar yer verdiği için yüzümüze değil de kendi aralarında hala ''Atatürk’ün torpillisi bunların hepsi''denir. Daha 20-25 yıl öncesine hiçbir yerli Kahramanmaraşlı, muhacirlere kız vermezmiş:)tabii tam tersi de geçerli. Ancak artık böyle şeyler kalmadı. Hepimiz aynı toprakların çocuğuyuz. MÜBADELENİN: KAHRAMANMARAŞ’A VE MÜBADİLLERE                  KAZANDIRDIKLARI VE KAYBETTİRDİKLERİ
                        “Mübadele Komisyonu”, Türkiye’ye gönderme hazırlıkları sırasında mübadillerin mesleklerine uygun iskân alanlarına gönderilmesini sağlamak için mesleklerini da belirlemeye çalışmıştır. Kahramanmaraş’a yerleştirilen mübadillerin büyük çoğunluğunu kırsal kesimden gelenler oluşturmaktaydı.
           Tarım en yaygın geçim yolu olduğundan, mübadillerin büyük bir kısmı, tarım kesimi ile ilgili rençper, çiftçi, bağcı ve amelelerdi. Türkiye’ye geldikleri zaman da, terk ettikleri yörenin doğal koşullarına uygun yörelere ve Yunanistan’daki becerilerini sürdürebilecekleri toplumsal ortamlara yerleştirilmeleri için çaba harcandı. Türk Hükümeti, mübadillere tarım aletleri, tohum ve diğer gerekli araç ve gereci dağıttı. 
            Göçmenlerin Türkiye’ye hareketinden önce, onların beceri ve uğraşı türlerini gösteren çizelgeler hazırlanmış, Kahramanmaraş ve çevresine Selanik’ten çiftçi, bağcı ve hayvancılıkla uğraşan, mısır ve tütün ekerek geçimini sağlayan insanların getirilmesi kararlaştırılmıştı. Bu mübadillerin büyük çoğunluğunu Türkiye genelinde olduğu gibi tarım ve hayvancılıkla uğraşan kırsal kökenli göçmenler oluşturmaktaydı. Gelenlerin, evlerine yerleştirildikleri, tehcire uğramış Ermeniler kadar ekonomik potansiyeli yoktu. Kahramanmaraş’ta kente yerleştirilince iş bulma imkânları zorlaşmıştı. Bu da yeni iş alanlarına yönelme ihtiyacını doğurmuştu. Çolak bu konu hakkında “Büyüklerimiz okuma yazma biliyorlardı bu da onlara büyük ölçüde yarar sağlamıştı. Büyük bir kısmımız devlet dairelerinde çalışıyorlardı. Diğerleri ise çoğunlukla inşaat yapılarında ve tamirat işlerinde çalışıyordu. Biz Kahramanmaraş’a geldiğimizde buradaki yapıların birçoğu kerpiçten kalan kısmı da taş ve ahşap binalardan oluşuyordu. Bu yapılar boyasızdı. Selanik’teki evlerimiz boyalı olduğundan yaptığımız evleri boyamaya başladık ve Kahramanmaraş’taki evleri de boyayarak kazanç sağladık hem de onlara boyamayı öğrettik. Böylece hem biz kazanç sağladık hem de yapıları güzelleştirdik
                   Kahramanmaraş’a gelenlerin büyük bir kısmı kırsal kökenli eğitimsiz köylülerdi. Mübadillerin Kahramanmaraş’a yerleştirilmelerinde, Selanik’ten gelenler Kahramanmaraş’a iskan edildiklerinde tarımsal alandaki faaliyetlerinin bir kısmını devam ettirebilmişlerdi. Yerli ve göçmen arasındaki bu kaynaşma, ekonomik, kültürel ve siyasi birliktelik oluşturdu. Gelen mübadillerin büyük çoğunluğunu kırsal kesimden gelenler oluştursa da, mübadiller geldikleri yerde kullandıkları tarım metot ve aletlerini, bitki türlerini, yeni topluma, Kahramanmaraş’a aktarmışlardır. Hiç şüphesiz, ekonomik etkileşim sürecinde yerli halk da daha önce bilmediği bazı ürünleri mübadillerden öğrenmiştir.
 
Mübadiller hem işçi, hem de işveren olarak Kahramanmaraş ekonomisine katkıda bulunmuşlardır. Her meslek grubundan mübadili halen Maraş’a hizmet ve katkı sağlamaktadırlar. 
 
 
                           Balkan Türkleri “Mübadillerin” Kültürel Özellikleri
 
“Bizim dillerimizden tutun da düğünlerimize kadar çok farklıydı buradakinden. Kahramanmaraş düğünleri de çok güzel olurdu ama biz o kültürle büyüdüğümüz için daha bir güzel gelirdi. Düğünlerimizde davul zurna çok olmazdı. Zille maşa ve darbuka çalardı birkaçımız, türküler söyler oynardık. Zilli de maşa darbuka türküsünü duymuşsunuzdur bu türküyü söyler erkekleri oyuna davet ederdik. Bunun yanında Bulgarca Arnavutça türkülerimizde vardı. Kadın-erkek ayrı oturmazdık. Büyükçe bir avluda kurulurdu düğün ve uzun sürerdi. Bir hafta, iki hafta düğün olduğunu hatırlarım. Düğün sahibi zorlanmaz mı diye düşünüyorsunuz elbet ama şöyle bir ayrıntı var: bizim düğünlerimiz imece usulü olurdu. Düğüne gelirken herkes tatlısını böreğini çöreğini alır gelirdi. Takı takılmazda ortaya büyükçe bir çarşaf gerilir herkes gönlünden kopanı atardı içine. Düğüne gelen yeni evli kızlar çocukları olana kadar gelinlikleri ile gelirlerdi. Geline ise üç ayrı renkte gelinlik dikilirdi. Anadolu’da olduğu gibi kınalar yakardık gelin kızımıza. Damada da yakardık tabii. 
Bizim mutfak kültürümüzde farklıydı Anadolu’da ki kültürden. Daha çok hamur işi yaparız. Pita, büryan, kokoşka(tavuk eti ile yapılan yemek) rosnisa(bir tür yöresel pilav)yı örnek verebilirim. Özellikle Kahramanmaraş’ta ki komşularımız Arnavut böreğini çok severler. Yemeklerimiz daha hafiftir buranın mutfağına göre.
Giyim kuşamımız da farklıydı, daha renkli kenarları oyalı kıyafetler giyerdik. Belimizde mutlaka bir kuşak olurdu. Yazmalarımızda omuzlara kadar sarkan oyalardan ya da boncuklardan kullanırdık, geldiğimiz yere uyum sağlamak açısından değiştirdik. Kahramanmaraş halkı daha tutucuydu, bu nedenle uyum sağlamaya çalıştık.”
 
                                                
                                                  SONUÇ
                
        Sonuç olarak, çok sıkıntılı ve zor bir yolcululuktan sonra Kahramanmaraş’a ulaşan mübadiller, Kahramanmaraş’ta yeni bir çevre ve toplumsal yapının oluşması ve biçimlenmesi sürecinde önemli etken oldukları söylenebilir. Ancak bu insanların, yeni katıldıkları toplum içinde hem ekonomik becerilerini aktarmada, hem de eski toplumsal statülerini yeniden kazanmaları sürecinde yerli unsurlarla karşılıklı uyum sorunları da kendini göstermemiştir. Bununla birlikte, içinde yaşadıkları toplumun kendilerine sunmuş olduğu sosyal ve kültürel koşulların ve iktisadi olanakların sonucunda doğal bir işleyiş olarak beraberlerinde getirdikleri ekonomik becerilerini ve kültürel birikimlerini, Kahramanmaraş toplumuna aktarma olanağı da elde etmişlerdir. Mübadelenin amacı, temelde, yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal yapısını, geçirmiş olduğu tarihsel zorluklar ve acıları göz önüne alarak aynı ırktan olaşan bir yapıya kavuşturmaktı.  Ortak etnik kökene ve ortak kültüre sahip olan iki toplumun bir araya getirilmesi, homojen bir yapı oluşturmaya hizmet etmişti.  farklı coğrafyalarda yaşamış bu iki toplumun beraberlerinde getirdikleri farklı deneyimleri paylaşmalarının yolunu da açmıştır. Fakat Kahramanmaraş’ gelenlerin ilin ekonomisine katkıları az olmuştur çünkü gelenler kırsal kesimden seçilmiş tarım toplumudur. şehrin kimliğinin şekillenmesine olumlu katkıları olduğu aşikardır.
               Kahramanmaraş mübadilleri için denilebilir ki, mübadiller yeni bir toplumsal yapılanmanın parçası olmuşlardır. Kurtuluş savaşı sırasındaki ekonomik anlamda oluşan boşluğu, savaş sonrası yıkımı, mübadillerin doldurması beklenemezdi. Yine de mübadiller bu boşluğu dolduracak bir parça olarak görülmüştür. Ancak milli bir ekonomi yaratılması sürecinde önemli rolleri olmuş olsa da Kahramanmaraş’ın iktisadi yaşamında belirleyici oldukları söylenemez.
                 Balkanlardan gelen bu göçmenlerin tarımsal teknoloji bakımından Anadolu’ya daha gelişmişürünler ve teknolojiler getirdiği bilinmektedir. Bu açıdan Kahramanmaraş’ta tarımsal üretimde, bağcılığın ve zeytinciliğin yaygın hale getirilmesinde,  Selanikli mübadiller önemli rol oynamışlardır denilebilir.
 
 
 
 
                                     
 
 
 MÜLAKAT FORMU
Firdevs BAŞKIR, Mehmet KIRDÖK,Pembe ÇOLAK’a sorulan sorular:
1-    Balkanlarda nerede ikamet ediyordunuz? Hangi sebeplerle göç ettirildiniz?
2-    Oradaki yaşam şartlarınız nasıldı?
3-    Türklerin tamamı mı Türkiye’ye göç ettirildi?
4-    Orada kalanlarınız var mı? Varsa görüşüyor musunuz?
5-    Yolculuğunuz ne zaman, ne şartlarda başladı?
6-    Yolculuk sırasında unutamayacağınız bir anınız var mı?
7-    Gemi ile yaptığınız yolculukta İzmir’de durduğunuzu fakat sizlerin indirilmediği söyleniyor sebebi nedir?           
8-    Kahramanmaraş’ı neden tercih ettiniz?
9-    Kayıplarınızın ardından nasıl yaşama gücü buldunuz?
10-Kahramanmaraş’ta nereye yerleştirildiniz?
11-Buraya geldiğinizde kaç yaşındaydınız?
12-Kahramanmaraş Halkı sizleri nasıl karşıladı, nasıl bir tutum içerisindeydiler?
13-Kahramanmaraş’ta kendinizi yerli halkla nasıl kaynaştınız?
14-Bununla ilgili özel bir çabanız oldu mu?
15-Kahramanmaraş kültüründen aldıklarınız var mı?
16-Bu kültüre kattıklarınız var mı? Varsa neler?
17-Bize biraz kendi kültürünüzden bahseder misiniz?
18-Mutfak kültürünüzde neler var?
19-Kendinizi Kahramanmaşlı hissediyor musunuz?
20-Selanik’i özlüyor musunuz?
21-Eklemek istediğiniz, paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?
                                                                                                                                                                  
KAYNAKÇA                                                                                                                                                İskender Özsoy  ,İki Vatan Yorgunları ,2003                                                                                   Mehmet Ali Gökaçtı ,Nüfus Mübadelesi Kayıp Bir Kuşağın Hikayesi,2005 
Kemal Yalçın  ,Emanet Çeyiz, Mübadele İnsanla,2001Emin Akdağ ,Unutulan Büyük Göç: Şahitlerin Dilinden 1923 Tür-Yunan Nüfus Mübadeles,2005 
Yılmaz Gürbüz  ,Mübadiller,2006 
tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye-Yunanistan_Nüfus_Mübadelesi
www.giritlilerdernegi.com/forumlar/showthread
www.mubadelekusadasi.org
www.mubadelekusadasi.org
www.bakisarisakal.com
balkangunlugu.com
www.yeniforumuz.biz/showthread.php?2142229-Mübadillerin-87
www.kizilaykutuphane.org/.../Turk%20Yunan%20Nufus%20Degisimi.pdf
muhacirin.blogcu.com/unlu-balkan-suyu-icmisler/858777
tr-tr.facebook.com/people/Kemal-Balkansu/100001057841915
karacaova.tr.gg/Rumeli-T.ue.rk.ue.leri.htm
www.memleketmektubu.com

 
  Şimdiye kadar 66880 ziyaretçiburdaydı! PoWer By LeVenT  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=